Bu yıl Cüce gezegenlerin yılı

Cüce gezegenlerin yılı. Türkiye ürkütücü şekilde zamanda geriye giderken insanlığın parasını padişah sarayı yapmaktan başka işlere harcayan kesimi bu yıl da uzayda tarih yazıyor. Daha önce hiç yapmadığımız bir şeyi, cüce gezegenleri yakından incelemeyi bu yıl başaracağız, hem de bir değil, iki kez. “Cüce gezegen de ne demek?” derseniz haksız değilsiniz, hele de benim kuşağımdansanız. Bizim çocukluğumuzda dokuz gezegen vardı; Güneş’e en yakın olandan başlayarak sayarsak Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüton.

Haber görseli

Bu işlere meraklı biri olarak bir gün yeni keşiflerle gezegen sayısının artabileceğini düşünürdüm, ama azalacakları hiç aklıma gelmezdi!

Hem haklı, hem haksız çıktım: Gerçekten de yeni keşifler ardarda geldi. 1990’lı yıllardan itibaren Güneş’in çevresinde Plüton’dan da uzak yörüngelerde dönen çok sayıda gökcismi keşfedildi. Her yeni keşifle de Plüton’un gezegenler listesindeki statüsü biraz daha sarsıldı. Zaten kütlesinin çok az olması (diğer sekiz gezegenin en küçüğü olan Merkür’ün yirmide, hatta bizim Ay’ımızın bile beşte biri kadarcık!) dikkat çekiciydi, ve “bu kadar küçük cisimlere gezegen diyorsak o zaman büyük çoğunluğu Mars’la Jüpiter’in yörüngelerinin arasında dönen milyonlarca asteroidin günahı ne, üstelik içlerinde çevresinde dönen kendi uyduları olanlar bile var, onlara da gezegen diyelim!” itirazına iyi bir cevap gerekiyordu.

Çoğu kişi bir gökcismine “kaya” değil de “gezegen” denilebilmesi için o cismin bir “boy sınırı”nın üzerinde olması gerektiğini düşünüyordu. Sorun, o sınırın nereden çekileceğiydi. Plüton’un kütlesi asteroidlerin en büyüğü (ve ilk keşfedileni) Ceres’inkinin on katından çoktu, ama boy sınırını ille de ikisinin arasına çekmemiz gerektiğini söyleyen mantıklı bir gerekçe yoktu.

Bu tip bir gökcisminin “büyük” olup olmadığını söyleyebilmek için gayet akıllıca bir yöntem şudur: Şekline bakın. Eğer top gibi yusyuvarlak görünüyorsa büyük, yok eğer düzensiz bir şekle sahipse küçük deyin. Neden mi? Kütle yeterince büyük olduğunda yerçekimi kuvvetiyle cismin içindeki basınç birbirini dengeler ve şekli kabuktaki görece ufak girinti çıkıntıları (hani şu bizim buralarda dağ dediklerimizi) saymazsak yuvarlaklaşır. Buna “hidrostatik denge” denir. Bu nedenle yeterince kütlesi olan her “tek parça” gökcismi yuvarlak olacaktır.

Güzel çözüm, değil mi? “Güneş’in çevresinde yörüngede olan ve hidrostatik denge nedeniyle yuvarlak şekildeki cisimlere gezegen denir” deyip işin içinden çıkabiliriz! Yalnız bu hesaba göre gezegen listesine Ceres’i de eklememiz gerekir, çünkü onun da top şeklinde olduğunu biliyoruz:

Haber görseliCeres’ten sonra ikinci sıradaki en kütleli asteroid Vesta ise Şekil 2’de de gördüğünüz gibi yeterince büyük (yani yuvarlak) değil.

Haber görseli“Pekala, Ceres’i de ekleyelim, on gezegenimiz olsun, bu ilkokul öğrencilerinin isim ezberleme işini o kadar da zorlaştırmaz” diyenler oldu. Ama iş o kadarla kalmadı. 1990’larda Plüton’un ötesinde yeni cisimler keşfedilmeye başlandı demiştim ya? İşte onlardan da hidrostatik dengede olduğu saptananlar oldu. Hem de öyle bir-iki tane değil. Şu listeye bir bakın hele: http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_possible_dwarf_planets Uzmanlar sayının on bine ulaşabileceğini tahmin ediyor!

Bana sorarsanız bunda bir sakınca yok, ama Uluslararası Astronomi Birliği Genel Kurulu 2006’da (hâlâ dedikodusu ve tartışması bitmeyen) bir kararla “gezegen” tanımına tüm bu ufaklıkları elemek ve ille de ilkokulda ezberlenebilecek kısa bir liste elde edebilmek için “Güneş’in çevresinde dönmek” ve “hidrostatik denge”nin yanısıra üçüncü bir koşul ekledi. Kavga da oradan çıktı.

Bu üçüncü şart şuydu: Bir cismin gezegen sayılabilmesi için artık “yörüngesinin çevresindeki alanı temizlemiş” olması gerekiyordu. Eğer kütleniz yeterse, yörüngenizin yakınlarında dolaşan diğer cisimleri ya kendinize çekip üzerinize düşürerek, ya uydunuz olacak şekilde yakalayarak, ya da yörüngesini bozup uzağa fırlatarak devreden çıkarabilir, böylece kendi yörüngenizde yalnız kalabilirsiniz. Bu yeni şart Plüton ve ötesindeki cisimleri o dış alandaki binlerce diğer ufaklığı, Ceres’i de diğer asteroidleri “temizlememiş” oldukları için resmî gezegen listesinin dışında bıraktı ve sadece ilk iki şartı sağlayıp üçüncüden çakan cisimleri adlandırmak için uydurulan “cüce gezegen” kategorisine yolladı. O günden beri de özellikle Plüton’un “hakkının yendiğini” düşünen hayranları protestolarını sürdürüyor.

2015’te NASA’nın iki aracı tarihte ilk kez iki cüce gezegenle buluşacak. Bunlardan ilki Dawn (“Şafak”) sondası. Dawn, uzay çalışmaları tarihinde Dünya ve Ay’dan farklı iki gökcisminin birden yörüngesine girmeyi başaran ilk araç. Yenilikçi iyon motoru sayesinde 2011’de yörüngesine girdiği Vesta’yı 14 ay boyunca inceledikten sonra yeniden yola koyuldu ve bu Mart’ta da Ceres yörüngesine yerleşti. Göndereceği bilgileri heyecanla bekliyoruz.

Çoğu kişi için yılın uzay olayı ise kuşkusuz New Horizons (“Yeni Ufuklar”) sondasının Plüton’un yanından geçişi olacak. An itibariyle elimizdeki en iyi Plüton görüntüleri Dünya yörüngesindeki Hubble uzay teleskobundan 13 yıl önce çekilmiş, ve Şekil 3’te gördüğünüz gibi pek bir şey anlaşılmıyor!

Haber görseli

New Horizons rekor bir hızla Plüton’a yaklaşıyor, ve önümüzdeki ay bundan daha iyi görüntüler gönderebilecek mesafeye ulaşacak. 14 Temmuz’da cüce gezegene en yakın noktadan geçtiğinde neler görecek peki?

2015 “gezegen” tanımının bir kez daha tartışmaya açıldığı yıl olabilir. Ne de olsa artık listeye girmek için bekleyen en iddialı adaylar gözden ırak değiller. Belki taş kalpli astronomların inadı kırılıverir.

 

 

kaynak:http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/uzay/251069/Cuce_gezegenlerin_yili.html

Bu yazı 559 kişi tarafından ilgi ve alaka ile takip edildi, tekrar bekleriz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>