Son Haber… Aydın Doğan Hürriyet’i kapattı

Unutulmuş olabilir, hatırlatmak gerekiyor, 2014 Mayısı’nın son haftasında neler oldu, 31 Mayıs 2014 büyük Gezi eylemlerinin yıldönümüydü ve Taksim’den Hatay’a, diktatorya ile korkusunun hakim olduğu gün oldu. İstanbul’u, Ankara’yı, Eskişehir’i, Hatay’ı evlerine kapamak üzere saldırdılar. Diktatoryanın hakimleri ise bundan tam bir hafta önce bir başka yere kapanmıştı. 22 Mayıs’ta Yeniköy’de bir fabrikada, Koç ailesi, diktatoryanın başındaki Erdoğan ve Amerika’dan gelen Ford buluştular ve kucaklaştılar. 

Herhalde, Gezi yıldönümünü konuştular, ve Koç, Ford satarak Koç olmuştu, o tarihi ve emperyalist işbirliğini andılar.

Bir de, anlaşılan, Hürriyet’in rayting’ini tekrar düşürme kararı var; o günden itibaren Hürriyet artık yeni bir yandaş gazetedir. Yalçın Küçük’ün bayram yaptığını, “yine doğru çıktım” dediğini duyar gibiyim. Hürriyet’in Koç ailesine ait olduğunu, ayrıntılarıyla, pek çok kez yazdı ve Aydın Doğan’ın bir taşeron olduğu artık çıplak gözle bile görülebiliyor; Koç-Erdoğan anlaşmasına “emrin olur, ey sahip” dercesine itirazsız uydular. Şimdi bize, tarihin sıkıştığı bu günleri yazmak üzere tuşlara basmak düşüyor.

31 Mayıs’tan sonra Hürriyet’te, her zamankinden fazla dikkat çeken bir anormallik vardı. Sanki birinci sayfa Berberoğlu’nun değil ve tamamen Erdoğan’ındı; iç ve orta sayfalar ise “normal” idi, seçimsiz seçimin diğer figüranları, Ekmeleddin ve Demirtaş da kendilerine yer bulabiliyorlardı. Ancak, ölçüsüzlük ve evham, siyasal literatürümüze giren “son moda”sözcükle, diktatörlüğün “fıtratında” var; Aydın Doğan’a bastırdılar ve Doğan, Ekmeleddin adaylığının Gülen ile birlikte mimarı da olsa, sandık yaklaştıkça, diktatoryaya kurban edilecek bir günah keçisi bulup çıkarmak zorunda kaldı. Berberoğlu’nun gidişi budur.

ORDU DAVETİ

Enis Berberoğlu’na gelene kadar kimler gitmedi ki; Ali Koç’un diktatör yamaklığı rolüne talip olduğu ve bu rolde kabul gördüğü bir diktatoryada Berberoğlu bir olağan kurbandır. Koç Junior’ı, köy kahvesinde Ülker’in çokoprens’ini yemesi ve çokoprensi en az AKP iktidarı kadar övmesiyle hatırlayanlar vardır. Ancak akıllarda en çok kalan resim, İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanlığı’na çıkmadan hemen önce, Kara Kuvvetleri Komutanlığı teslim töreninde, Sabancı Junior Ali ile verdiği resimdir. Büyük Koç ve Sabancılar, kamunun tesislerini, Tüpraş’ı, Petrol Ofisi’ni alır, liman ve tersaneleri, Nutuk’taki sözle, işgal ederken, “milletin ordusunun”devir teslim törenleri bu küçük oligarkların huzurunda yapılıyordu. Küçük Ali Koç sanki, Mustafa Koç’un yerine tahta çıkmaya hazırlanıyordu, bir provaydı, komutanlar davet ediyordu ve biz seyrediyorduk ve bir de,“milletin ordusunun” devir teslim törenlerinin Koç ve Sabancı gibi büyük zenginler için artık çocuk işi olduğunu anlıyorduk.

Kuvvet komutanlarının devir teslim törenlerinin çocuk işine indirgendiği bir ülkede, genel yayın yönetmenlerinin devir teslimi bebek işidir ve maaşları şişkin de olsa, yönetmenlerin değeri, en çok iki çokoprenstir; pi-ar’cılar artık her yerde bulunuyorlar.

SWAN SONG

Yılmaz Özdil, belki de işin varacağı yeri gördü ve bir “kuğu şarkısı” ile kovulma yolunu seçti. Bir tesadüf, son yazısı gene bir çocuğa ayrılmıştı. Özdil, bu kez Recep İvedik’i Kültür Bakanlığı’na ve Erdoğan Junior’ı başbakanlık koltuğuna öneriyordu. “Babası ne zaman sıkışsa onu arar, telefon eder, Fenerbahçe’yi şöyle yap der, şu işadamını kucağına oturt der, telefon eder, çiftlik ne oldu diye sorar. Gerçi biraz yavaş anlar”ama komutanlarından devlet erkanına ve medya patronlarına, Küçük Koç’ların, Küçük Sabancı’ların, İçişleri Bakanı’nın yaklaşan için “vur emri”vererek özel korumalığını üstlendiği Küçük Erdoğan’ların karşısında el pençe divan durduğu bir ülkede kavrayış gücü, en gereksiz lüks kalemdir.

TÜRKİYE YANARKEN

22 Mayıs’ta Koç, Erdoğan ve Ford, buluştular ve kucaklaştılar. 31 Mayıs’ta Divan Oteli, bu kez Erdoğan’ı üzmüyor ve sessizliğiyle bu kucaklaşmayı kutluyordu. Ancak 1 Haziran tarihli Hürriyet, sessizlikte Divan Oteli’ni denli aratacak şekilde çıktı. TOMAlar İstanbul, Ankara, Eskişehir, Hatay sokaklarının giriş ve çıkışlarını, cezaevi koğuşlarına inen demir parmaklıklar misali kapatır, diktatorya, koca bir cumhuriyete ve sola olanca hıncını biber gazıyla kusarken, Hürriyet bu teröre, birinci sayfada üçüncü sayfa haberi muamelesi yapıyor, ufacık duyurduğu habere, bir taarruzu kendisi püskürtmüşçesine “Gezi’ye baraj” başlığı atıyordu. İçerisi ise sanki bir başka gazete idi ve birinci sayfa ile bir bağlantı kuramıyorduk.

(1 Haziran 2014, Sözcü)

(1 Haziran 2014, Hürriyet)

(1 Haziran 2014, Hürriyet 22. Sayfa)

(1 Haziran, 2014, Hürriyet 23. Sayfa)

YOK’LAR VE Pİ-AR GAZETESİ

Ancak, özellikle birinci sayfa için, bu daha başlangıç’tı; Hürriyet, yaz ayları boyunca bir “yoklar” ve “pi-ar” gazetesi olarak çıktı. IŞİD yoktu, şoförler federasyonu seçimleri vardı; bayrak krizi yoktu, “Havalimanı değil, Zafer anıtı” manşetiyle Erdoğan’ın temelini attığı İstanbul 3. Havalimanı vardı; Balyoz küçülüyor, yerine, manşeti 90 yaşını geçmiş Evren’e verilen müebbet cezasının anlamsız ve ölçüsüz kutlamaları alıyordu. Hızlı trenin servis ettiği dönerleri öğrendik; anlaşılan hem güzel, hem ucuzdu. Temmuz başında, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı adaylığı, “Gayem 77 milyona hizmet” manşetiyle duyuruldu ve Hürriyet’e göre “Türkiye Türklerin” de değil, Erdoğan’ınmış, tüm okurları anladı.

(Hürriyet, 8 Haziran 2014)

(Hürriyet, 2 Temmuz 2014)

(Sözcü, 26 Temmuz 2014)

(Hürriyet,  28 Temmuz 2014)

15 DAKİKADA 3 GOL

Yetmedi, birinci sayfada okumaktan sıkılanlar için, Erdoğan, ağlattığı medya patronlarından Demirören ile oynadığı futbol maçıyla spor sayfasına da taşındı. Büyük spor eleştirmenleri, 15 dakikada 3 gol atan Erdoğan’ı peygamberlik seviyesine taşıdı. Sanki Bekaa’dan öyküler dinliyorduk, Başkan Apo’nun önüne konan her top gol oluyordu ve Hürriyet, geceyarılarında torba torba geçirilen emekçi düşmanı yasalar misali ardı ardına gol patlatan Erdoğan’ın her golü için ayrı bir esriklik nöbetine tutuluyordu.

(28 Temmuz 2014, Hürriyet)

(28 Temmuz 2014, Sözcü)

DEVLETİN DÜDÜĞÜ

Şimdi Hürriyet saray soytarılarından beter bir hevesle first lady güzelleyicisidir ve büyük basında gazetecilik buna indirgenmiştir. Amerika’da sosyalizmin yükseldiği dönemin güzel çocuklarından, hayatlarını tekellerin ve tekelcilerin pisliklerini ortaya çıkarmaya adamış gazetecilere, başkan Theodore Roosevelt  “muckraker” adını takmıştı.“Muck” dışkı ve “rake” tırmık anlamına geliyor, ve Roosevelt, küçümsemek ve aşağılamak için kullanıyordu; “pislik eşeleyiciler” demek istiyordu. Tekellerin, azılı düşmanları gazeteleri satın alıp kendi manipülasyon araçları haline getirmesiyle, tırmıklar gitti ve geriye yalnızca pislik kalmış oluyor.

(30 Temmuz 2014, Sözcü)

(30 Temmuz 2014, Hürriyet)

BÜYÜK ZENGİNLERE FERAHLIK YOLUNDA

Enis Berberoğlu, 2011 yılında Hürriyet’in Pazar ekinde, yaşayan 10 Türk büyüğü listesine Yalçın Küçük’ü de almıştı, herhalde okuyor, “Matbuat ve kanalların birinci vazifesi, her şerait altında, halkımızın bilincini dağıtmak, aklını bozmak ve oligarşinin en hasis ve en açgözlü çıkarlarını müdafaa etmektir, burada ölçü tanımadıklarını görüyoruz”sözleri ona yabancı gelmemelidir. Koç Dede, Vehbi Koç, hatıralarında, 12 Eylül’ü “Hepimize büyük ferahlık getirmişti” sözleriyle anıyor ve şükranlarını iletmek üzere Evren’e yazdığı mektupta “Dinsiz millet olmaz” sözleriyle daha çok din istiyordu. Koç Dede’nin izinde, büyük zenginler için ferahlığın ve İslamizasyon’un “amiral gemisi” gazetenin bir dönem kaptanlığını yapan Berberoğlu için, bu yolda 90 yaşındaki Evren’le birlikte kurban edilmenin de şaşırtıcı olduğunu düşünemeyiz.

AĞIR SANAYİİNİN KAPILARI

İslamizasyonun “amiral gemisinin” arada Amerikancı limanlara sığındığına, Erdoğan’dan ılımlılık ricasında bulunduğuna hep birlikte tanık olduk; rica’yı hep ricat izledi. Madde kendini dayatıyor ve başka türlüsünü düşünemiyoruz. Erol Toy, “İmparator” kitabında Vehbi Koç’u, işe kurtlu peynir satarak başlamış bir tacir olarak çizmişti. Vergilerimizle büyüttük, yakından biliyoruz; kamunun, halkın servetini, devlet aracılığıyla kendine transfer eden Koç, AKP iktidarından önce otomobil satıcısı ve montajcısı, buzdolabı üreticisi ve Migros’çu idi. Buzdolabı üreticisi Koç’a “ağır sanayii”nin kapılarını açan ise AKP oldu. AKP’nin elinde devlet, sektördeki deneyimli isimleri bir kenara atarak “milli tank” sanayiini Koç’a verdi. Koç, Amerika’yı arkasına alarak Erdoğan’ın milli otomobil zorlamasına kibarca ayak sürüdüğünde, AKP Genel Merkez “Parti İçi Demokrasi” Hakem Kurulu’ndan Ethem Sancak, Mustafa Koç’u, devletin sunduklarıyla hazıra konmakla suçluyor ve bağırıyordu: “Milli tankımızı yapıyorlar, milli gemimizi yapıyorlar,  bunlar onun tekelinde. Bunları yapmak otomobilden kolay değil. Ama burada bir kolaycılık var. Tank yapınca alıcısı hazır. TSK’ya satacaksınız, parayı peşin alacaksınız, gemi de ha keza”, devlet vermiştir; karşılığında, “amiral gemisi” diktatoryaya ödenecek küçük bir bedeldir.

GERİ ALACAĞIZ!

Halkın ödediği vergilerle yapılan köprüleri, yolları, devlet’in Petkim’ini, Türkiye’nin 500 en büyük kuruluşu listesinde bu yol da birinci olan Tüpraş’ı, Koç AKP’den aldı, hem de kendi kasasından tek kuruş ödemeden. “Milli” tank ihalesi Ortanca, ve “milli” devir teslim törenleri Küçük Koç’a; kamunun malları ve devlet, büyük zenginlerin çocukları arasında bölüştürülüyor ve Hürriyet bunu ne kadar gizlerse gizlesin, bu ülkenin açlığa, İslamizasyonun ve maden göçüklerinin karanlığına mahkum edilen çocukları artık gözlerini açtılar. 22 Mayıs’lar ile 31 Mayıs’lar birbirinden uzak değildir ve Gezi, Yatağan’ıyla, Soma’sıyla, kanayarak, büyümektedir.

Aydın Doğan mı, son dönüşünün ardından, Hürriyet’in kapasına kilit vursa yeridir, artık Türkiye’de kimsenin bir zamanların “amiral gemisini” almak için bir nedeni yok. Takvim ya da Yeni Şafak da Erdoğan’ın futbol maçlarında attığı golleri pekala sayabiliyor. Doğan, Hürriyet’i kaybetmiştir, belki böylelikle uzun zamandır göz koyduğu Hilton yerini alabilir. Ancak, gazetesini ve gözlerini kapamakla, Gezi’nin Türkiye’nin tüm sokaklarına sinen sesi bastırılamıyor: Tüpraş’ı, Petkim’i, cumhuriyeti… Geri alacağız!

kaynak: Deniz Hakan / Odatv.com

Bu yazı 388 kişi tarafından ilgi ve alaka ile takip edildi, tekrar bekleriz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>